Yer Mısır Çarşısının yan bahçesi,
Vakit tam Leonardo ustanın resim yapmak için tarif ettiği ideal saatler,*
Güneş ışıklarının günü terk etmeden önce bütün marifetini döktüğü, renklerin en güzel göründüğü zaman dilimi.
Kilim desenli masa örtülerine çarşının baharat ve nargilelerin tömbeki kokuları sinmiş.
Eğreti sandalyelerden bozma divan şark dekoru oluşturmaya çalışıyor beceriksizce.
İnce belli bardakta gelen demli çay Osmanlı haşmetiyle nargilesini tokurdatan dostumun sohbetine çeşni oluyor.
Sevgilisinin elini sıkı, sıkı tutarak yürüyen “belli ki tedirgin” yabancıya, ısrarla kartpostal satmaya çalışan bozuk şiveli vatandaşımın kültürel bozulmasını tartışıyoruz. Nedenini, nedenlerini.
Aslında altı yüzyıldır bizi terk etmeyen ama bizim ona sırtımızı döndüğümüz o koca Osmanlı güzelliklerinin taçlandığı İstanbul’un günümüz kesitinde.
Gelirken dost sohbetine, Yeni Camiin gölgesinde güvercinlerin kanatları arasından geçtim, belki bin yıldır aynı noktada kanat çırpıyor güvercinler nesil, nesil.
Kulağıma Osmanlı’dan, Bizans’tan hikâyeler fısıldadılar gizli, gizli tam yanlarından geçerken. Basamakları ve minareyi şahit göstererek.
Sanki anlamışlardı bizim bile o an gidişatını kestiremediğimiz, dost sohbetin nerelere geleceğini.
Ortamın acı manzarasını biraz önce çarşıdan ısrarlı birkaç satıcı barikatını aştıktan sonra alınan kayısılı, fıstıklı ezme şekerleme tatlandırdı.
Oysa bir gün önce sohbet ve kaygılar bambaşkaydı aynı zaman kesitinde İstanbul’un başka bir köşesinde.
Beyaz bir güvercini, kanatlarının sürüklediği gül kokan rüzgârı müjdeledi, kendisi görünmeden önce.
Geldiğinde her şey yerli yerineydi. Neşe, güzellik, sevgi.
Daha sonra müziği, çınladı görkemli Viyana saraylarının salonlarından, Johann Strauss’un narin vals tempolarıyla.
Beyaz güvercinle dost sohbeti nasıl olabilirse öyle oldu, o dinledi ben anlattım
Ben anlattım, o bir dala sıçradı neşeyle dinledi,
Ben anlattım, Gözleri buğulandı yüreği buruldu dinledi,
Ben anlattım o dinledi, sevindi etrafımda dolandı bir iki kanat hareketiyle,
Ne İstanbul’du konu, ne bozulan değerler,
Ne Osmanlı.
Sadece sevgi
Eğrisiyle.
Doğrusuyla.
Sohbet bitmeden kanatlandı güvercin,
İstemedi bitsin hikâyeler bir çırpıda,
Müziğini ve kokularını bıraktı bir sonraki sohbetin işareti olarak,
O kanatlandı uçuverdi Marmara’nın karşı kıyısına.
Ben anlatırken onu,
Ondan kalanlara…
25.07.2006
Eminönü
*Leonardo’nun notlarından
“Eğer istediğin zaman üzerini bir bezle örtebileceğin bir avluya sahipsen,
ışık mükemmel olacaktır;
onu tan yerinin alacakaranlığında, koyu bir havada,
modeli avlunun duvarına dayanmış bir şekilde resmet.
Akşam karanlığı düşerken, sokaktaki erkeklerin ve kadınların yüzlerini gözle,
ne tür bir alım ve yumuşaklık yansıtırlar?
Şu halde, ey ressam, duvarları siyaha boyanmış ve saçakların hafifçe örttüğü bir avlu edin.
On kulaç eninde, yirmi kulaç boyunda ve on kulaç yüksekliğinde olacaktır;
ve güneşli saatlerde üzerine çadırı ser; olmazsa, portreni akşam düşerken,
hava bulutlu ya da sisliyken yapacaksın, zira o zamanlardaki ışık kusursuzdur.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder