30 Aralık 2009 Çarşamba

Mimar Sinan Ve Osman Hamdi

Yılların anısını taşır bu iki salon, her sabah erken saatlerde makinelerle silinir yıllanmış Marmara mermeri kaplı zemini. Öğrenciliğimde arapsabunu ve talaşla temizlenirdi, o temizlik kokusunu hep hatırlarım. Tek değişmeyen iki salon arasında o bitmeyen insan trafiği ve arada bir de olsa sırtının kamburunu çıkartarak kapı pervazına sürtünen sevimli kedileri.



Çok değil daha bir ay önce batı koridorunda final öncesi son hazırlıklar için elinde notlara bir bakıp peşinden gözler kapalı içinden tekrar ediyordu Eren.
Maketini hasarsız teslim etmek için son gayretini harcayan, iki gündür uykusuz gözleriyle, ders notlarını ezberlemeye çalışanların arasından değmeden geçmeye çabalıyordu Vedat.
Oysa şimdi sessiz, hatta biraz loş, ışıkları kısmen kapatılan aynı koridor.



Kendisini yeni döneme hazırlıyor bir yerler, koridorun bilinmeyen uzantısından gelen çekiç ve murç sesleri Mimar Sinan salonunda yankılanıyor.
Doğu koridorunda yere naylonunu seriyor boyacı Ahmet, Marmara mermerini lekelememek için. Bir yandan da boya tenekesini hazırlamış, temizlik ve aydınlığın simgesi beyaz boyasını birazdan kendisi için sadece duvar olan ama benim için onca yılın anılarının saklandığı, kim bilir kaç kere önünden geçerken gözümün takıldığı yüzeye.
Hatırlayamıyorum bu yüzeyi kim hangi hatırlanamayan mimar oluşturdu yılların birikimi ile, Cemile Sultan Sarayı yapılırken



Aslında bizler de birer yüzey tasarımcısıyız dar anlamda bakarsak. Hep bir yüzey tasarlarız kah tek başına, kah başka yüzeylerle arakesitler oluştururuz. Mısır’ın Nil deltasında binlerce yıl önce konmuştur kullandığımız geometrinin kuralları.



Bu yaz lisesinden mezun olan İdil, iki ay sonra yapılacak olan sınava hazırlanıyor Beyoğlu’nun eski bir hanında gittiği resim kursunda. Henüz sadece önündeki sınavı kazanmayı düşünüyor. Hayatının son altı yılı sınav kazanma telaşıyla geçmiş. Ne Osman Hamdi’yi tanır ne Mimar Sinan’ı ne de hatırlanamayan mimarın o yüzeyler senfonisini.
Nil’den gelen geometrinin kurallarını, onca sene yapışan sınav geçme dürtüsünü üzerinden atmadan algılayamayacaktır.



Ancak onu algıladıktan sonradır ki yüzeyler, arakesitler, renkler senfonisini izleyip öğrenebilecek İdil.
Osman Hamdi ve Mimar Sinan salonları arasına daha çok gidip gelecek. Bir doğu koridorundan, bir batı koridorundan.
Ve daha çok anılar birikecek Marmara mermerinin derzlerine, duvar yüzeyindeki boya katmanlarının arasına İdil’in, Eren’in.



13.07.2006
Fındıklı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder