15 Temmuz 2010 Perşembe

Saniyeler

Saniyelerin yere kazık gibi çakıldığını hiç gördünüz mü?
Hiç mi hiç kıpırdamadığını,

Geometrik mükemmelliğin kadim sembolü daire,
Metal bir masa olarak önümde.
Kendi mükemmelliği ile tezatlık oluşturuyor
Engebeli yüzeyde dört noktadan yerleşmeye çalışınca yerküreye

Yerdeki küçük yükseklik farklarının karşısında dört ayak
Kendi içinde üçlü noktalarda denge bulmaya çalışıyor
Euklides ve Pitagoras ustaların kurallarıyla
Ve kadim sembol daire, yerküreye iki ayrı diklikte konumlanıyor
Bu diklik, dirseğinin metal dairesel masanın kenarına,
Yapılan baskı ile doğru orantılı bir formül oluşturmakta.

Ancak saniyelerin yere kazık gibi çakıldığında,
Kuramsal bağlantısı yok gibi görünen, o an gerçek yaşamla
Böylesine üçüncü dereceden geometrik formüller insanın beyninde cirit atarlar…

Daha da açalım.

Daire masanın yüzeyinde sadece çay bardağında dalgalanmalara sebep olan küçük açısal salınımlar evrensel boyutlarda baktığın zaman
Bir galaksiden diğerine zıplar.
Dairenin merkezine ve dairesel yüzeye dik güçlü bir lazer yerleştirebilirsen

Sabah saat 06.15.
Florence Nightingale girişindeki kafeterya
Dairesel metal masa, üzerinde bir bardak çay.

Saniyeler ise yere çakılmışlar
Kıpırdamıyorlar.


32.400. saniyeyi tek tek yerdeki taşların arasından sökmem,
Ait oldukları boyuta savurmam gerekiyor,
İçinde kaybolduğum bir çift mavi gözü tekrar görebilmem,
Benim için hala minicik eli tekrar tutabilmem için.

Yavaş yavaş diğer masalara da çaylar konuyor kimisinin elinde bir de sigara,
Her oturanın kendi saniyeleri yerde çakılmış, kiminin az kiminin çok
Demek ki bana ait çakılı saniyelerin birazını sökebilmişim az çok

Gün ağarmıştı buraya geldiğimde, şimdi neden karanlık?
Işığı algılamıyor gözlerim!
Bütün ışığım az önce bir sürgülü kapının arkasından gitti gülümseyerek.
Karanlık yere çakılı saniyelerin sökülmesini zorlaştırıyor giderek.


Benim için her şey donuk, durmuş, karanlık, soğuk.
Bitmeyen tek şey “umut”
Sadece onun ince ışığı aydınlatmaya çalışıyor dünyamı.
Onun aydınlığı az da olsa sökeceğim bu çakılanları.
Işık var ya,
Var ya umut.

Elinde bir mum doğudan gelen var.
Sıcak, aydınlık, bir dolu sevgi yüreğinde.
Dünyam aydınlanmaya, saniyeler sökülmeye başlıyor el birliği ile tek tek.

İlk mumun ışığına geliyor diğeri ellerinde mumları aynı sıcaklıkla
Bir, iki derken oluyor dokuz,
Ancak bilen bilir dokuz mumun erdemini, enerjisini.
Dünyam, içim aydınlanıyor sevgi ve dostluğun kadim gücüyle.
Yere çakılanlar çakıldığı gibi çıkıyor birer beşer,
Tükenen enerjim bir daha doluyor daha canlanıyor, her dost elinyle.

Daire masa her dokunuşta bakıyor bir başka galaksiye.
Gelenler bundan habersiz onların düşündüğü bir dostlarının sıkıntısı sadece.

Azaldıkça saniyeler
Gönül rahatlığı ile geri dönüyor mumlarını bırakarak dostlar.
En son, doğudan gelen ayrılıyor son saniyeyi de sökerek.

Kalmadı sökülecek saniye, bitti süre.
Zamanıdır sabahın alacakaranlığında kaybolan ışığımı bulmak
32.400 saniyedir göremediğim o mavi gözleri görmek.
Minik ellere tekrar dokunabilmek.




Murat Bakış
06.07.2010
Florence Nightingale