Haliçte yerçekimine meydan okuyan renkli su zerreleri,
Yeni Cami'nin Samanyolu’na gönderdiği foton mesajları,
İstanbul gecelerinin aydınlık sokaklarında dolaşıyor bir garip derviş, bir garip araçla raylar üzerinde son hızla kayarak.
Cıva buharının verdiği sarımsı ışık İstanbul’un göğüne hâkimiyet kurmuş bu gece yine. Meydanlardan, kubbelerden, minarelerden.
Arada kendi kimliğini bulmaya çalışan vitrinler, lokantalar, saatçiler ancak yakın çevrelerine yansıtabiliyorlar varlıklarını cıva buharlı sarı ışığa rağmen.
Yollarda otomobiller farlarındaki ışığın rengiyle belli ediyorlar onca uzaktan iki bin öncesi ya da sonrası model olduklarını.
Kim bilir hangi varlıklı hanımın günlük kıyafetiydi, duvarda eski kilimlerin yanında boy gösteren.
Bilebilir miydi o hanım kendi göçüp gittikten sonra en sevdiği esvabının camekânlarda ulu orta sergileneceğini,
“Since 1920” köftelerimiz meydandan aldığı ismi senelerin tecrübesine eklemiş yabancılara servis yapıyor Anadolu’nun kekik kokan tepelerinde otlamış kuzuları, danaları.
Tarihin sayfalarında anlık zıplamalar yapabiliyorsun İstanbul’un sur içinde teknolojinin yeni olanaklarıyla çelik raylar üzerinde son sürat kayan elektrik tahrikli çevreci toplu taşım aracından dışarı bakarken,
Kah bir mezarlık, kah bir fastfood, eski bir kütüphane,ya da bir cafe, yan yana dizilmişler zamanın değişik kesitlerinden kopup gelerek
Yemiş yedi milletten insanlar buluşmuş Sultan Beyazıt’tan adına alan meydanda ondan bihaber,
Neden batıdan gelenler dolaşırken yukarıya ve çevreye bakarlar da doğudan gelenler yere doğru bakar bezgin bir ifadeyle geçerken meydanı bir baştan bir başa.
Öte yandan batılısı, doğulusu kaç kişi algılıyordur meydana bakan kaldırımda yürürken ayağı altındaki taşın tümseğiyle evrendeki galaktik sessizliği.
Ya da Süleymaniye’yi aydınlatan projektörün cıvalı halojeninden çıkan ilk fotonların Samanyolu’nda nereye ulaştığının kim bilincinde.
Ya da fazla uzaklaşmayalım, her sene küresel ısının artması nedeniyle kutup dairesinden kopan büyük buz dağlarının çatırtısını kim duyuyor.
Müşterisine sevimli gözükmeye çalışan ev yemekleri lokantasının tezgahtarı en şirin yüz ifadesiyle tabağa yüzyıllık kuru fasulye lezzet özetini koyuyor nasıl pişirildiğini bile bilmeden.
Öte yandan müşterinin gözleri, beyni fasulyelerin tanelerine kilitlenmiş değil buzdağlarının çatırtısı hemen önündeki caddenin trafik karmaşası bile umurunda değil.
Ayın ışığı beyazlatmaya yetmiyor göğe damgasını vuran cıvalı ışıkların sararttığı bulutları.
Saray burnunda denize vuruyor kubbelerin sarımsı yansımaları.
Çelik raylarda başlayan tur Karaköy’de sıcak bir çay bardağında tamamlanıyor tahta iskemlede nefeslenip Topkapı’yı izlerken.
Onca karanlıktan sarı ışıktan sıyrılarak gelen beyaz güvercin güzel günler fısıldıyor dervişe gül ve misk kokuları eşliğinde.
Sadece ikisinin bildiği dilde ve sadece ikisinin bildiği bir gelecekte.
25.11.2006
Karaköy, Sirkeci, Sultanahmet,