Her yeni yıl, yorgun bir sürecinin ucuna eklenir yeniden başlanıp bitirilsin diye,
Zaman, bir kum saati gibi tasarlanmış kadim bilgelerce.
Bir hazneden diğerine akan kum taneleri belirlemiş, ânın akışını.
Belki de bu bitiş, başlangıç döngüsü o tasarımdan kaynaklanıyordur, bir hazneden diğerine aktarıldığı için.
Biten bir şey yok da, sadece devinen, değişen, evirilen bir olgu var aslına bakarsak.
Ya da başka bir tarifle “madde enerji arasına kuantik boyutlarda, bir diğerine yapılan yolculuğun bir arakesiti” olmasın “zaman” diye tasarladığımız.
Hayyam şu kadehten şarap içeli 1000 sene olmuş.
Kim bilir kaç kum tanesi eder?
Ben sıcaklığını hissediyorum elinden kadehe geçen, fısıldadığı kelimeler henüz havada dolaşıyor gül yüzlü aşkıyla birlikte aynı kadehi yudumlarken.
İskender biraz önce geçti şu tepeden, daha yolu çok Hindistan’a kadar kendi hesabına göre.
İlk, İskender dünyayı küçülttü bence avucuna sığdırdı.
Zamana, boyuta karşı dimdik durarak.
Olan bitenin biz ne kadar farkındayız onca deneyimden sonra, Hayyam’dan ya da İskender’den bu zamana.
Farkında mıyız doğa ile giriştiğimiz anlamsız bilek güreşinin,
Sanki yenebilecekmişiz gibi.
İskender onca dağ, tepe dörtnala doğuya gittikten sonra, ölmeden vasiyetini şöyle yazdırmış;
“Öldüğümde ellerimi tabutumun dışına çıkartın ki öbür dünyaya bir şey götüremediğimi görsünler”
Bizim hırsımız nedir?
Neden! bir insan, ömrü boyunca istese de harcayamayacağı bir servet edinme peşine düşer.
Neden! bir insan kendi koşma hızının yüz katına, bin katına ulaşmaya çalışır.
İhtiyacının on katı fazla protein, elli katı fazla kalori alır.
Neden! bütün “sözde” bilimsel çalışmalar bu anlamsız hedeflere kilitlenir?
Doğanın dengesi izin verir mi buna? Milyar yıldır durmadan dönen hakikatin çarkı.
Kim bilir kaç kum tanesi eder?
Hani zorlasak en fazla yüz yıllık bir insan ömrü için yörüngesinden kaydırılabilir mi o çark?
Olası mıdır en küçük bir fay hattını durdurmak ya da tsunamiye engel olmak?
Şunun, şurasında kaç kum tanesi düştü ki, tarihin başladığı “ân” dediğimiz Sümer’de yazılan ilk kil tabletten bu güne?
Sfenksin aşınmadan önceki halinden bu güne kaç kum tanesi düştü ki, evren boyutunda düşünürsek zamanı,
Ne var elimizde anlamsız metalleri, bol sıfırlı kâğıt parçalarını bir yana bırakırsak.
Hermes’ten bu zamana dikkatle aktarılan bilgiyi ne kadar bozmadan taşıdık?
Platon ya da İbn-i Sina kadar özenli miyiz, Hayyam kadar içten?
Kalanı da ne kadar kusursuz aktaracağız bir sonraki nesillere, biz kıymetini bilemedik belki bilen bir nesil gelir diye.
Kutuplarda buzullar erimeden, yağmur ormanları tükenmeden,
Kim bilir kaç kum tanemiz kaldı?
Kendi var oluşumuzu, yok oluşumuza endekslediğimizi kaç kum tanesi sonra farkına varacağız?
Kaç kum tanesi kaldı gerçekten bilen var mı?
Dilerim Sümer’de yazılan o ilk kil tabletten bu zamana yarısından azı dökülmüştür öbür hazneye.
Ve dilerim artık kalan kum tanelerinin kıymetini anlamaya başlarız.
24.Aralık.2006
Fındıklı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder