19 Mayıs 2010 Çarşamba

Tarih 19 Mayıs 2010

Tarih 19 Mayıs 2010

Bu günün önemiyle ilgili bir şeyler yazmayı sabahtan beri kafamda kurguluyorum, yazacaklarım sanmayın ki kahramanlık ya da eski deyimle hamaset söylevi olacak.
Sadece Ata’dan bir cümle alıp altına aslında çoğumuzun gördüğü ama görmek istemediği, aslında görmezden geldiği gerçeklerden, yaşantımızı içeren tablodan kareler sıralayacağım.

Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

• En son hangi kitabı okudun sorusuna verilen cevap. Ben kitap okumam…

• TV karşısında harcanan süre. Ortalama günde 5 saat.

• Öğrenmek yerine ezbere dayalı bir çalışma sistemi.

• Emek vermek yerine, açıkgözlük, tercih ediliyor. Bir büyüğümüz şöyle demişti “benim memurum işini bilir” memur bilir de gençler bilmez mi?

• Milyonarı peşinden sürükleyen bir futbol takımın başkanı 19 Mayıs tarihli basın açıklamasında 19 Mayıstan tek söz etmiyor.

• Kitap okunmuyor bir kitaba ayrılan süre yaklaşık 6 ay. Okumak, eziyet olarak algılanıyor.

• Kadim bilimler unutuluyor. Geometri, matematik bilen gençler parmakla sayılacak kadar az.

• Ülke ve dünya gerçekleri hakkında haberi olmayan dolayısıyla yorum yapamayan birisi, spor otomobillerin hangisi saatte kaç kilometre gider, o hafta hangi takım kaç gol attı bir solukta sıralayabiliyor.

• Kimlik belgesinin inanç bölümünde yazan din hakkında hiçbir kitap, kaynak okunmuyor tamamen başkalarının “yalan yanmış” anlattıkları referans alınıp yargıya varılıyor.

• TV dizileri yaşam tarzımız olmuş konuşma kalıpları tamamen onlardan alınıyor. Gençlerin büyük bir bölümü yakası açık beyaz gömlek ve takım elbiseli ve saçları kısa kesilmiş, yüzlerde ise sert bir ifade..

• Karşılaşılan her sorunun şiddetle çözülmesi ilk akla gelen şey oluyor. İzlediği dizilerde filmlerde öyle yapılıyor çünkü.

• Tartışma değil kavga ediliyor. Tartışmak için fikir sahibi olmak gerekir. Fikir sahibi olmak için de bilgi sahibi. Bilgi ise okuyarak edinilir.

• Fakültede dersi dinlemiyor dinlemediği gibi etrafını da meşgul ediyor. Sebebini araştırıyorsun. (Çok çarpıcı) Kız olduğu için babası çalışmasına izin vermezmiş. Yıl 2010
• Damarlardaki asil kan kirleniyor. Bağımlılık yaşı her geçen gün daha küçülüyor. Şu anda orta öğretim düzeyinde.

• Aile içi şiddet ve istismar hat safhada. Kimse kalkıp konuşamıyor.

• Üniversite eğitimi özendiriliyor ama mezun olana iş yok.

• Üniversiteler bundan 30 yıl önce belirlenen hedefler doğrultusunda çalışıyor, hâlbuki yeni bilimsel dallar var o konuda tek fakülte yok. Güncelliği kalmamış konularda yüzlerce öğrenci mezun olma çabasında.

• 140 karakterden uzun yazılar okunmuyor. Gazete haberleri bile buna uymaya başlıyor. Uluslar arası SMS standardı 140 karakter (boşluk ve noktalamalar dâhil).

• Gençlik başta olmak üzere dikkati bir noktada toplama problemi yaşanıyor. Aynı konu üzerinde 10-15 dakikadan fazla ilgisini odaklayamıyor. TV izlerken programlar arasında atlama (zep) süresi 10 dakika. 80 sonrası kuşak TV önünde büyüdüğü için bu süre beyinde yer etmiş. Değişmesi için çok uzun psikolojik tedavi gerekiyor.

Bu sefer bardağın boş tarafına işaret ettim.

Aslında bütün gençlik bu değil, gurur duyacağımız parlak zihinler kesinlikle var.
Ancak bu kara, örümceklenmiş beyinler o kadar çoğalıyor ki o pırıltıyı ancak çok dikkatle bakınca görebiliyorsunuz.

Sevgilerimle

9 Mayıs 2010 Pazar

ANA

Geometrik olarak hayatın başlangıcına bir nokta, bitişine de bir nokta dersek yaşam, boyutu kestirilemeyen bir doğru parçasıdır.

İşte bu doğru parçasının belli aşamalarında Doğa biz canlıların hiç biri için değişmez ve belli bir görev dizisi yüklemiştir.

ÖĞREN ............. ÜRET ..............ÖĞRET

Bu görev dizilimi öylesine bir düzen içindedir ki her canlının öğrenme sürecinde ona öğreten bir önceki nesil vardır ve sırası gelince kendi öğrettiklerin öğrenecek de bir nesli kendisi üretecektir.

ÖĞRET...............................................

ÖĞREN ............ÜRET ...............ÖĞRET

................................................ÖĞREN

Bu muhteşem düzen hiç aksamadan devam eder ve sonsuza kadar da devam edecektir.

Gelelim en ortadaki ÜRET aşamasına. Bu aşama en önemli aşamadır üretme olamazsa ÖĞRET aşaması gerçekleşmez ve görev tamamlanamaz.

İşte Doğa bu olası aksaklığın önüne geçmek için türlü oyunlar tasarlamış, hala bilimin çözemediği kimyasal formüller hazırlamıştır.

Hayatın en canlı, en tatlı dönemidir. Aslında aktarılacak bilginin çok büyük kısmı da bu karmaşık ve çözülemeyen bölümünde gerçekleşir.

Genler aktarılır.

Yani aslında doğada canlılar bir bakıma hep canlıdır hayat ilginç aşamalardan geçer ve gen formülleriyle durmadan devam eder.

Doğa sırf bu bilgiler ve gen formülü aktarılsın diye aşk dâhil bir sürü senaryo oluşturur. Güç gösterileri yapılır. Etki ve yetki alanları belirlenir sınırlar konur. Dahası şiirler yazılır, dağlar delinir, çöller aşılır sırf bilgiler bir sonraki nesle aktarılsın diye.

Doğanın bundan başka amacı yoktur ve gerisi ne yazık ki sadece araçtır.

Sırf bu aşama için canlılar iki cinse ayrılmış ve doğal olarak genler de paylaşılmış.

Cinslerin birine BABA diğerine ise ANA denmiş.

BABA daha sonra irdelenmek üzere kenarda beklesin.

İstisnasız bütün canlılarda ANA işin en meşakkatli bölümünü devralır.

Yeni canlı (yavru) için, önce kendisi değişir hazırlanır daha sonra canlıyı ya içinde ya yanı başında belli bir olgunluğa (ÖĞRENME) gelene kadar taşır.

Sırf onun için bütün kimyası değişir, kendi bedeninden gerekli mineralleri (ölümü pahasına) ona, yavrusuna aktarır.

“ipek böceği kelebeği yumurtalarını güvenli bir yere bıraktıktan sonra yaşamaz”

Yavru, ANA için çok önemlidir onun için çok emek vermiştir. Yavru aynı rolü üstlenene kadar ANA ne demek anlamayacaktır.

İşte öğretilemeyen ancak yaşanarak öğrenilen sayılı şeylerden biri de budur.

Yaşamının en tatlı, en canlı bölümünde sırf Doğa istediği için, bizleri meydana getirmek adına, yaşam şifresinin aktarılmasını devamlı kılmak için kendisini en kilit noktaya koyan fedakâr ANA’larımıza en derin şükranlarımla.

Murat Bakış

09.05.2010

Fındıklı