Avlunun kuzey doğu kapısının açık olan kanadı, tam altıyüz yıllık bir zaman tüneli oluşturuyor. Bulunduğum nokta ile gördüğüm nokta arasında.
Tüm ağırlığını tek bir mil vasıtası ile mermer zeminde gömülü demirden yapılmış yatak üzerine odaklamış ve yüzyıllardır kusursuzca çalışan kapı.
Zaman koridorunun öbür ucundaki teknolojinin son noktası görkemli yolcu gemisinin görüntüsünü, ahşap geçmeli, sade geometrik motiflerle bezeli kapalı olan kanadıyla maskeliyor.
Açık olan kanadın aralığından insanlar, güvercinler girip çıkıyor zaman tünelinden geçtiklerini bilmeden.
Gelen güvercinler konamadan bir yere şadırvanın üzerinden yükseliyorlar göğe,
Eminim altı yüzyıl önce insanlar güvercinlere bunca zorluk çıkartmamışlardı tanrının evinde.
Son birkaç on yılın ürünüdür revak altındaki demir kuşakların üzerindeki uzun metal dikenler, tünemesinler diye güvercinler.
Aslında aynı mesafedeyiz yaratana biz ve güvercinler. Benim pergelimle ölçünce,
Hatta biraz daha yakın tertemiz yüreğiyle onlar, aklında bin bir düşünce ile kubbe altında secde edenlerden.
Güvercinlerin tek huzurlu anları Mısır Çarşısına bakan merdivenlerin önünde yem satan ihtiyarların, birkaç metre çevresinde kendilerine yem atan çocuklarla yaptıkları kaçma kovalama oyunu.
Yerdeki darılar bitince duvar üzerindeki küçük çıkıntılara sığınıyorlar bir dahaki küçük tabak dolusu yem yere serpilene kadar.
O kısa zamanda bile yanına tüneyen dişi güvercine kur yapmadan duramıyor göğsünü kabartan yakışıklı,
Kabarttıkça güneşin ışıkları renk oyunları yapıyor yansımalarıyla tüylerin arasında.
Avlunun yıllardır basıla, basıla aşınmış en çok yürünen güzergahı, mermer zeminde avluya ilk gelene bile yol gösteriyor
Önce şadırvana, sonra cümle kapısına.
Bu güzergahı izlerken şunun ayırtına varıyorsun ki güvercinler altı yüzyıl önce bile daha ayrıcalıklıymış kadınlardan.
Sadece erkeklerin kullanımına göre tasarlanmış dantel gibi işlemeleriyle güzelim şadırvan.
Zaman tünelinde bir kıpırdanma oluyor belli belirsiz,
Teknolojinin son noktası gibi duran geminin siluetinin içinden, bembeyaz bir güvercin süzülüyor avludaki kaosun içine.
Kanatlarının süpürdüğü hava gelişini haber veriyor, geçen gelişinde olduğu gibi.
Birden duruyor zaman.
Havada asılı kalıyor diğer güvercinler,
Koşan çocuk, resim yapan ihtiyar,
Az önce serpilen darılar tek, tek havada donuyor merdivenlere düşemeden.
Bir tek onun kanat sesleri yankılanıyor, o mutlak hareketsizlik ve sessizlik içinde.
Yalpalayarak süzülüyor, belli etmemeye çalışsa da kanatlarına aldığı darbeleri.
Avucumda sevgi ve şefkat darıları onu beklermiş demek aldığımdan beri ihtiyardan.
Kondu yanımdaki taşa, donan zamanın sessizliğinde, anlattı tek, tek burkulan kanadını yaralanan yüreğini.
Hangi kokuşmuş beyin hangi taşlaşmış yürek, ne isteyebilir ki kanadından, yüreğinden, küçücük güvercinin.
Koca avluda zaman bile durdu sırf yesin darısını rahatsız edilmeden sakince mermerin üzerinde.
Avludaki mutlak hareketsizlik ve sessizlik içinde üç hareket vardı.
Biri sevgiye aç güvercinin korkmuş yüreği,
Diğeri güvercini sıcaklığı ile bunaltmamak için santim, santim ufka yaklaşan ve yaklaştıkça Leonardo ustanın ideal saatlerine göndermeler yapan güneş.
Bir diğeri de kırılan dalının acısının farkına bile varmadan yüreği güvercinin yüreğiyle atan koskoca Akasya, avlunun hemen yanı başında.
Kim bilir kaç buruk yüreği dallarlıyla sarmaladı olduğu yerden altı yüzyıl boyunca,
Kaç güvercine yuva oldu kanadı iyileşene, gökyüzünde özgür olmanın sevinçten takla atışını görene kadar.
Güneş yavaş, yavaş bir sonraki durağım Süleymaniye üzerinde kayboldu.
Ufukta son ışık huzmesinin sönmesinden hemen sonra zaman tekrar akmaya başladı,
Havada donan darılar merdivenin basamaklarında sekti tek, tek.
Koşan çocuk annesine sarıldı havada yüzlerce kanatın çırpınmasından ürkerek,
Yaşlı adam kara kalem resmine devam etti sabırla geçen onca süreyi fark etmeden,
Zaman tüneli yine yerli yerinde, bir tek benim görebildiğim,
Şadırvanda sular akıyor yine, sadece erkeklere mahsus tasarımıyla.
Güvercinler yine kısıtlı alanda, zoraki mutluluklarını yaşıyorlar merdivenin önünde, basamaklarda.
Beyaz güvercin mi?
O akasyanın güvenli dalları arasında bir tek güneş biliyordu hangi dalın, yaprağın berisinde, tam nerede olduğunu.
O da az önce kayboldu, sırların en büyüğüyle
Güvercin güvende olsun diye.
30.07.2006
Eminönü
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder