13 Haziran 2010 Pazar

Minyatürler

Doğu ezgileri genellikle batıya göre daha duygusal, daha yüreğe dokunan notalarla örülmüştür.
Bir an bu duygusallığın nedenleri bir Akademik çalışma konusu olabilir mi? diye düşündüm. Kim bilir? Bekli de yapıldı ben bilmiyorum.

Bilmediğimiz başka kim bilir neler var. Bu gün için bilmiyoruz ama yarın bilinir olabilir, ya da bir başka gün. Çoğu zaman da yanı başımızdadır da bilinesi, bilgi.
Gel gör ki, biz henüz o bilince yükselemediğimiz (o değişimi yaşamadığımız) için ne anlarız ne de görürüz.

Velhasıl
Bilemeyiz.

Yaylı çalgılar oldum olası bana daha yakın olmuşlardır, diğer enstrümanlara nazaran.
Belki de ben onlara yakın durdum.
Aslında kimin kime önce yaklaştığı hiç düşünülecek konu mu? Yakınlık bir kere kurulduktan sonra.
Kavga değil ki bu “önce sen başladın” meselesi olsun. Sevgi bu sevgi,
Olmaz sevginin bu tarz endişeleri.

Bir Azeri ezgisi dökülüyor kemanın tellerinden, notaların etkisi o kadar güçlü ki göz pınarlarına engel olmak ne mümkün.

Hele bir de “AYRILIK” ise çalan.

Hep “AYRILIK” için mi ozan yazmış, âşık söylemiş, notaya dökmüş sanatçı.
Hiç “KAVUŞMAK” için yok mudur? Akılda kalan tek bir satır, bir tek nota.
Varsa da ben bilmiyorum, dedik ya eremedik, varamadık o menzile.


Zaman farklı, koordinat farklı ama konu neredeyse benzer.
Bir dostum ajandasından önümüzdeki aylarda yapmayı planladığı çalışmalarını gösteriyor. Ciddi ciddi neler yapacağını renkli kalemlerle işaretlemiş.



Konuşurken başına ve vücuduna takılı elektrotları ne o ne de ben görüyoruz, bu sefer “AYRILIK” olmasın diye iki dost gönül birleşiyor.
Harç yine sevgi.
Ancak bu şekilde yok edilebilir gereksizce büyümeye çalışan ve oraya ait olmayası hücreler, beynin sağ lobunda.

Piyano nazlı nazlı eşik ediyor kemana, salonda fazla kalabalık yok oldukça da loş Allahtan. Bütün gözyaşlarımı döküyorum, meğer dökülmesi gerekiyormuş sırf bir hafta sonraki ziyarette bir tane bile gözükmemesi için.

Müzik için diyebilirim ki “anlatmak istediği konuya en doğru, en çabuk şekilde insan duygularını uyulmayabilen sanat dalı”.
Kemanı tutan eller de bir dostumun ancak o an varlığımdan habersiz.
Bir kenarda izlemek istedim bir beyaz güvercinle, sessiz.

Aslında bütün bir gün süren bir etkinliğin son gösterisiydi, konu “Bu gün Toplum ve Müzik” sadece katılımcılara açık sandığım için sonuna yetiştik. Keman çalan dostum o kadar güzel ve öz bir konuşma yaptı ki iki ezgi arasında gün boyu konuşulan hatta konuşulması gerekeni “kendine özgü hitabet gücüyle” bir güzel toparladı.
Hafifçe gülümsedim kendi kendime“ burada bir tek ben biliyorum bu gücün kaynağını”

“Minyatürler” CD üzerinde 1998 yazıyor.
Babam henüz sağ hastalığının adı bile yok gündemde.
Deprem? Hadi canım sen de…
Global ısınma? Yok, daha neler… (daha o bilince eremedik ki, yükselemedik ki o boyuta, Bilelim)

Can’ım henüz sivilceleri bile çıkmadı. Bilgisayar programcılığı eminim daha aklının ucundan bile geçmemiş.
Cem’im yazıyı yeni yazıyor elleri küçücük. O eller ki harflerden üç boyutlu geometriye, oradan da tasarıma yolculuk yapacak. Hele dur bakalım.
Selin’im daha ilk nefesini bile almadı. Üç yaşında öğrenecek miniğim bilmeden eğriyi doğruyu, tanıyacak “AYRILIK” nasıl bir duygu.

On iki koca yıl.
Kim bilir kaç yüz kere çaldı “AYRILIK” parçasını?
Parmakları kaç bin kere dokundu notalara?
İşte burada gösteriyor ustalık kendini.
Eminim kaç bin kere de olsa o parmak, olması gereken zamanda, olması gereken nota için “perdesiz sapın” hep aynı koordinatına basmıştır.

Ne bir mikron aşağı, Ne bir mikron yukarı,
Ne bir milisaniye az, Ne bir milisaniye fazla.

Etrafımdakiler beni tarihi salonun yenilenen koltuklarında oturduğumu sanıyorlar elimde bir beyaz güvercin,
Bilincim ise duygu dolu notaların peşinde yükseliyor, Süreyya operasının renkli tavanda dallarını sarmış bir akasya ve dalında bir beyaz güvercin.

Hep bildik ezgiler, hepsi bizden sesler, armoni ise evrensel.
Bence de tam olması gerektiği gibi.
Ne bir diyez eksik,
Ne bir bemol fazla.

Bahariyenin serin esintisi beni kendime getiriyor,
Bitmeyesi sunum bitmiş, kalabalıkla beraber dışarı sürüklenmişiz.
Az sonra vapurun buruk demli çayını yudumlayacak boğazın en güzel saatlerinde, akasya ve beyaz güvercin,
Sadece ikisinin var olduğu paralel evrenlerinde.

Vapur yine zamanda kalkacak.
Ne bir dakika önce
Ne bir dakika sonra
Kulaklarda olsa da çevrenin uğultusu, bilincimde hala devam eden sunum, Notaların muhteşem armonisi.

Kız belin incedir ince,
Ayrılık,
Tango Özleyiş,
Op. 3 Buselik saz semaisi,
Op. 2 Salacak şarkısı,


Hülasa
Minyatürler.




06 06 2010
Fındıklı

Murat Bakış

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder